15.9.12

En acımasız savaş^


Mavisiyle gözlerimizin fal taşı gibi açılmasına sebep olan güzel tiffany kutusuyla başladı her şey.  İçinden çıkması muhtemel bilmem kaç karat, rengiydi, parlaklığıydı, kesimiydi derken hayatın anlamı haline gelen bir tek taş pırlanta..

Kadınların özünden gelen bir şey olsa gerek ki.. çoğumuzun çocukluktan beri hayalini kurduğumuz, kimilerinin bunun için yıllar yılı fotoğraflar biriktirdiğini defterler sakladığını bile gördüğümüz, esas gün. Marion St. Claire’ın da dediği gibi.. “siz ölüydünüz, bugün tekrardan doğuyorsunuz. Bunu unutmayın” Düşünün o kadar mühim, o kadar kıymetli!

Bu lafın üstüne bir de deniyor ki size… bu bi kaç saati başka biriyle paylaşmak zorundasınız. Çocukluktan beri, kendini merkez haline getirdiğin o günü paylaşmak.. lafı bile edilemez! İster bu kişi kardeşin olsun isterse de en yakın kız arkadaşın. Böyle bir zorlamayla karşılaştığı anda en masum kadın bile birer cadıya dönüşüp, süpürgelerine atlarlar.  Ki nitekim öyle.. Emma ile Liv’in gözlerindeki savaş hırsı, inanın Truva için verilmemişti. Korkulur bu gelinlerin savaşından

Bu düğün dediğiniz şey iki kişinin evlenme olayı değil mi? Nedir bu kadınların megalomanlığı diyen erkekler varsa unutmadan söyleyeyim.. bunu sakın kız arkadaşınıza söylemeyin. Şu unutulmamalıdır ki.. düğün denilen şey her ne kadar bir çiftin evliliği olarak görülse de arkasında sakladığı sırlı camdaki can alıcı gerçek, her şey gelin için olduğudur. Ve etrafındaki insanların tek görevi, bol bol geline iltifat etmekten ibarettir. Olay bu! Bunu hiçbir kural hiçbir zaman değiştirmez. Yani öyle büyük hayallere kapılmayın sevgili damatlar ve sevgili kayınvalideler..^^ bu oyunun tek başrolü vardır, diğerleri figürandan öteye geçemez.

                                                                        'Bride Wars'

Emma ile Liv’e dönecek olursak..

Serde bir düğün cadısı olma potansiyelim olduğundan olsa gerek pek bi sevdim, pek bi eğlendim ben bu filmle. İlk izlediğimde de, ikinci kez izlediğimde de aynı gülümsemeyle izledim.  Ve iki izleyişimin sonunda da aynı soru beni karşıladı.. ya sen de böyle bir durumla karşı karşıya gelirsen?.... tercih, vazgeçiş, düğün, baş nedimen,.. aman tanrım!  Rüyanın kabusa dönüşmesi bu olsa gerek..  

Ama esas olan ne biliyormusunuz..
Eskilerden kalma bi kutudan çıkan bir mavi tokada bulduğunuz çocukluk masumiyetini hatırlamak. Tekilanın arkasına saklanan arkadaşlığı yeniden canlandırmak.. iyi ki anıları  o küçük kızlar hep saklar.. unutulanlar hatırlansın diye…


dipnot*: düğün organizatörü mü olsam diye düşündüğüm ikinci film^^ ilki 27dresses’dı.. ya da daimi nedime olsam falan.. tam benlik^^

dipnot**: Bryan Greenberg de varmış burada! Hem de adı Nathan:) benim bu isme karşı bi zaafım var sanırım. Beni vurdu tam kalbimin orta yerinden, üstelik bir de dergi yazarıymış. Daha ne olsun^^

dipnot***: Anne Hathaway’i pek severim zaten de burada Kate Hudson’ı daha bi çok sevdim.  Ki daha önce bi yazımda gören varsa bilir benim Hudson hakkındaki gelgitlerimi.. tıktık^^


"Marion St. Claire: A wedding marks the first day of the rest of your life. You have been dead until now. Were you aware of that? You're dead right now. 
Emma: I understand. 
Marion St. Claire: Angela, for example, will die dead. " 



E.

2 yorum:

  1. ha ha , şuna çok güldüm (çünkü doğru)
    "düğünler sadece gelin içindir":)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. biz de yalana yer yok:))

      Sil