19.11.13

1607|

 “Uyumsuz oyuncaklar dünyasına hoş geldin!” dedi. O der demez de kadın içinde sonsuzluğa dair bir şeyler hissetti. Büyüklerin hayal gücü sanılanın aksine çocuklardan daha kalabalıktı, tabi o buna hiç inanmadı. Hep kendine realist dedi, her şey ona imkansız geldi. Ne zaman izlediğini hatırlamadığı şu isimsiz filmde duyduğu bir repliği hep tekrarlardı, bıkmadan.. “hak ettiğimizi sandığımız aşkı kabulleniriz”. Kadın bunu her duyduğunda anlamsız gözlerle baktı ona. Böyle bakınca gözleri şaşı gibi oluyordu ama o umursamadı. Onun realist dünyasında aşkın da bi matematiği vardı. Ne de olsa tek işi bilançolarla amortismanlarla uğraşmaktı.. kafasını envanter işlemlerinden kaldırdığında dünyayı öyle görüyordu, n’apsın. Bir de üstüne kendini beğenmişin tekiydi. Evet kadın aşıktı ona aşık olmasına da.. böyleydi işte. İki farklı uç, zıt kutuplar çekiyordu işte. Evet farkındayım klasik bir klişenin dibine vurdum sizi de kendimi de. Ama n’apayım.. hem bazen klişeler bir şeyi anlatmak için en iyi yol olabiliyor işte..

Dışarıda deli gibi yağmur yağıyordu. Kadın yere kadar uzanan pencereden gelen geçeni izliyordu. Gri pardesülü kadının çocuğunun elini nasıl sımsıkı sıktığını; şu liseli çiftin nasıl o küçük şemsiyenin altında yürüdüklerini; sonra o adam. Siyah deri ceketli, yağmuru hiç umursamadan sanki güneşli bir günde sahilde yürüyüş yapıyorcasına sallana sallana yürüyen, o kır saçlı adam.. Kadın derin bir iç geçirdi, sokakta yürüyen o adama ne çok imrenmişti şimdi. Hiçbir şeyi umursamadan yürümek.. ne çok isterdi; sadece burada durup hiçbir şey düşünmeden öylece bakmayı. Oysaki aklında türlü türlü senaryolar akıyordu sapıyordu kaçıyordu.. kadının derinden iç geçirmesini duyan adam mutfaktan elinde kahve fincanlarıyla çıka geldi. Dumanı tüten kahveler kadının en sevdiği kalın saplı sarı kupalardaydı. Kadının en sevdiği görüntüydü bu; he bir de kadehli olan sahneler vardı ki onun  yeri apayrı. Adam fincanları uzattı, hafiften gülümsemeyi de unutmadı. Zaten hep öyle yapıyordu; ne zaman kadının yüzünde o bilindik huzursuzluğu görse o sevimli yandan gülümsemesini yerleştiriyordu o küçük suratına.

Kahveleri bitene kadar hiçbir şey konuşmadılar.. geçen günkü ‘uyumsuz oyuncaklar..’ lafını bir daha açmadılar.. oysa kadın hala anlamamıştı adamın ne demek istediğini. Ama soramadı, nedendir bilmiyorum konuşmak istemedi herhalde, ya da konuşursa gideceğinden korktu. Kim bilir.. Biten kahvesini hafifçe yanda duran fiskosa koyan adam, kadınınkine benzer bir iç geçirdi. Sonra da önemli bir konuşma yapacak gibi, boğazını temizledi. Kadın bunu duyuyordu ama hala dışarıda yağmurdan kaçan insanları seyrediyordu. Adam tekrardan ağzını açtı, ama yine çıkmadı kelimeler.. ne söyleyecekse. Sonra kadın dayanamadı ona döndü; o cesaretle konuştu adam. “İnsanlar seni yarı yolda bırakabilir. Bunu biliyorum ve bunu bilmek mutlu olmamı imkansızlaştırıyor” dedi bir çırpıda. Kadın yine o şaşı gözlerle baktı bi süre.. sonra yine kafasını yağan yağmura çevirdi; sessizlik yağmurun cama çarptığı sesleri daha da bir belirginleştiriyordu. Yağmurdan çok dolu gibiydi artık.. sert sert çarpıyordu. Kadın başını yoldan çevirmeden “korku” dedi. “bir şeyden korkmak biraz da onun geleceğini beklemektir”. Kimden alıntı olduğunu anlamayan adam bu kez daha şiddetli boğazını temizledi. Bu kez daha uzun konuşacaktı sanırım. Yüzü pencereye dönük olan kadına bakarak “bir keresinde bir kızı sever gibi olmuştum; bu kız bana söylemişti, her şey gibi aşk da soluklaşır demişti. Kendi de soluk benizli, zayıf bir şeydi. Dediği gibi olmuştu. Aşk da soluklaşmıştı. Artık ne sevgi kalmıştı, ne ülkü, ne de itici gizli mezhep. Hepsi tutuklanmıştı. Eve kapanmalıydı insan, daha hiç çıkmamalıydı, gerçekten çıkmamalıydı. Çok yoruldum diye söylendim, bir ağacın gölgesine yaslanıp; dolaşacak, evden çıkacak gücüm kalmadı” dedi.

Kadın cümledeki noktayı görmeden dönmüştü adama. Aynı adamınki gibi yandan bir gülümseyişle şaşı şaşı baktı yine.. “Oğuz Atay” dedi.

Yağmur hala aynı hızındaydı.. birbirlerine bakıp güldüler, öyle basit bir gülümseyiş değil bu kez farklıydı. çok güzel güldüler.. 

E.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder