14.1.13

Bi umut masalı..

Çok sevmek delilik midir?

Ya da sevilmediğini sevmek? Sevmeyeni sevmek.. olmayan birine inanmak.. olmayan bi aşka bağlanmak.. iyileşmemek için çaba sarf etmek, mutlu olmak için korkmak denir buna! Anılardan kopamamak.. anıları düşündükçe boğulmak, açılamamak, kulaç atamamak..

Eskilerden bi an vardır.. hafif melodik hafif melankolik belki de.. bi şarkıya kendi ağırlığından fazla şey yüklemek ne kadar mantıklıdır ki? Altı üstü şarkı, do re mi hecesinden öte bir duygu var olmaz.. bazı şarkılar vardır senin nefesini keser, başını döndürür.. delirmek bu mudur? Delirmek geçmişten gelen bir tınıyla kafayı bulmak mıdır? Hayal dünyana taktığın o alyans kadar parlak mıdır? Sorular sorular.. hepsi uzaktan sana göz kırpan o ufak umut ışığını bulmak için değildir de nedir..

Umut.. ne der atalarımız “umut fakirin ekmeği”.. olamayanı ummak, inanmak.  Elinde elle tutulur bir şey yoksa, hayatta soyut çalışanlardansan sen de.. işte imdadına yetişen bu umut safsatası beliriveriyor aniden.  Onu umdukça yaşıyorsun.. onu umdukça yaratıyorsun.. onu umdukça mutlusun.. bittiğin de mi? Booomm! dünyanın başına yıkıldığı an o olsa gerek.. o yukarda tüm haşmetiyle duran gökyüzü var ya o tümden kafana geçer, deniz her zamankinden daha bi dalgalanır, hava her zamankinden daha fazla üşütür.. titrersin, hıçkıra hıçkıra ağlarsın, kah kahkaha basarsın kah çığlık atarsın..  sonra mı? sonrası sana bağlı be canım.. aynayla yüzleşmeye ne kadar hazır olduğuna bağlı..

Sonra biter.. gün ay yıl.. ne kadar sürer bilmem ama geçer.. sonra?  Senin için biten o şey diğerleri için de bitmiş midir? İşte esas sorun.. buna halk arasında “delirmiş” olmak gibi bi suçlama ile bakılır! Asla iyileşemezsin mesela.. Ah vah zavallı pek de akıllıydı, pek de güzeldi, pek de iyiydi.. tüm acımaları çektiniz mi içinize? Heh tamam..

Şimdi sıra yeni bir umut ışığı bulmakta.. çok mu uzakta? İlla ufuk çizgisine mi bakmak gerek? Yoo.. belki sağına belki soluna.. belki bi enstrümandan çıkan bi seda, belki de bi pistten taşan bi dans.. belki de içinde.. kalbinin en kullanmadığın kısmında belki de.. tüm aradığın sevgi belki de sende kim bilir?


                                                                                                             'Silver Linings Playbook'

….
Bugün ani bi kararla kendimi sinema salonunda buldum.. oysaki benim evime gidip yarın olacak sınavıma çalışmam gerekti.. ama nerdee.. esasında Anna Karanina’ya gitmek istemiştim, kafamdaki ilk oydu.. ama seans bulamamaktan ötürü listemin ikinci satırına indim ve Umut Işığı’na bi bilet dedim, sıradaki seansa.. evet bi bilet^^ yalnız başıma sinema keyfi için… biletimi aldım.. sonra gittim en kocamanından kahvemi aldım. Ama şimdi esas mesele onu sinemaya sokmaktı.. (yasaktır ya hani dışardan yiyecek, içecek) ama benden kaçar mı:) sol elime aldım kahveyi, attım üstüne montumu.. elim hafiften yana yana girdim salona.. her şey salona girene kadar zaten.. ondan sonrasına karışmıyorlar.. zaten filmin başlamasıyla çantalardan çıkan zulaları görünce yalnız olmadığımı anladım, ohh dedim.. sinema salonlarında çay kahve içmek için kazık yememeyi akıl eden kişi olarak tek değilmişim ben.. biz salonca anarşistmişiz meğer^^
Öyle işte..

dipnot*: Bradley Cooper^^ hem yakışıklı, hem harika oyuncu… oscarı alır mı bilmem ama Hangover’da niye dikkatimi bu kadar çekmedi diye hayıflanmama sebebiyet verdiği kesin:)

dipnot**: Katniss’de vardı ordaa.. Jennifer Lawrence yani.. kusuruma bakmayın ben hala Hunger Games’den çıkamadım da ondan.. ki bence oda çıkamamış ki hala o ateşli, kızgın bakışları bana unutturamadı o mıntıka savaşlarını napalım:))

dipnot***: hee bir de Robert De Niro’da varmış meğer^^  tabii  onun için kelimeler kifayetsiz..

dipnot****: film finallerinde en gözde sahnemdir, dans sahneleri^^ burda da öyle oldu.. hatta bi qucikstep dansı var kii.. hihh bayıldım^^

E.

10.1.13

'Oyun'a var mısın?

"Bir varmış bir de yokmuş... Çok eskiden değil de şimdiki zamanlarda, insanlar böyle yaratık gibi bir şeyin içine girip, orada başka hayatlar yaşarlarmış... 'ben ben ben' diye diye ölürlermiş. Sonra işte zaman yine bu zamanlarmış... Artık üç kişi olmuş bunlar..."


                                                                                                                                  'Katilcilik'

Korkuyor musun?
O salona girmekten mi? Geçmişle yüzleşmekten mi? Onu öldürmekten mi korkuyorsun? Onu değil aslında.. o bıçağı geçmişine saplamaktan mı korkuyorsun yoksa?
Çocukken oynadığın oyunlar gibi değil tabi! Daha gerçek daha sen.. artık bir günlüğüne başka biri olup vazgeçemiyorsun öyle..

Artık dönüştüğün şey.. gerçek sen.. içinde sakladığın sen.. geriye dönüşsüz.. oldun ve bitti.. bu oyunun kuralları yok artık.. oyun sonunda eve dönmek de yok belki.. büyüdün artık ve hala büyüyorsun..
Artık lisede o oğlanı sevdiğini söylemek için, o kızı öpmek için bahane edip oynadığın şişe çevirmece kadar masum değil hiç.. doğruluk mu cesaret mi diye sorduğunda eskisi gibi ani cevap veremiyoruz işte..
Sonunu düşünmeden, dürüstçe, neyin nereye varacağını umursamadan o çocuksu tavırla konuşamıyoruz.. beynimiz kalbimizden önce büyüyor ne yazık ki.. durduramıyoruz üstelik..

Doğruluk mu cesaret mi?
Oynayanınız var mı? Peki genelde hangisini seçerdiniz? Ben mesela genelde hep doğruluğu seçerdim.. yalanlarımla sarıp sarmaladığım doğruları.. cesaret ise hiç benim harcım değildi.. aslına bakarsak doğruyu söylemek de bir cesaret istemiyor muydu?

Bi masal dinledim ben geçen akşam Yiğit Sertdemir'in hayalinden.. tam da bu konu üzerine.. bir varmış bir de yokmuşla başlayan.. senin içindeki başka senle tanıştıran bi masalla uyandırıldım ben..
Evet evet uyandırıldım.. yanlış duymadınız.. küçüklere anlatılan masalların aksine büyüklere anlatılan masallar uyutmaz.. hem hangimiz mışıl mışıl uyuyacak kadar masumuz ki.. büyüdük işte eni sonu..

Ama gel gör ki filifudan öte geçemedik.. aslına bakarsan biz o filifuya daha varamadık bile.. devam edemedik biz.. saplandık kaldık.. evimize.. odamıza.. 

Ee ne dersiniz.. sever misiniz siz de doğruluk mu cesaret mi oyununu? Peki katilcilik oyununa var mısınız? Bir geceliğine olsun sen olmaya? Var mı sizde.. içinizdeki ötekini öldürecek cesaret? 

dipnot*: varsa eğer.. sizi yokuşa davet ediyorum.. kumbaracı50^^ 

E.

6.1.13

mon amour Pinocchio^^

                                                            “Çok sevmek ve yeterli cesarete sahip olamamak hayalete çevirdi beni”


                                                                                            'Beautifiul Lies'

Bir mektup, küçük güzel bir yalanla beliriverir aniden.. başkasına yazılan satırlar, akar gider bir başkasına umut olur kim bilir! Sen farkına varmadan, değiştirmişsindir her şeyi, yazdığın o kelimeler bambaşka nedenlere sebep olmuştur belki.. belki senin belirlediğin rota isyan etmiştir gittiği yönden.. aniden karar değiştirmiştir kim bilir! Kim bilir.. bir mektup tahmin ettiğinden çok işe yaramıştır belki..

Birini hayatına dahil etmiştir.. ve ya dahil olanı çıkarmıştır.. ya da ortada kalana bir yer tayin etmiştir..
Yazdığına sevinmişsindir, yazdığın için rahatlamışsındır, buruşturup attığın onca kağıda inat dimdik duran o güzel yazıların bulunduğu kağıt.. durursun ve uzaktan bi süzersin hınzırca.. kendinden bir şeylerin dışa vurumu.. söz uçar yazı kalır ya hani.. tam da öyle bir şey.. kendine sesli söylemeye bile çekindiğin şeyleri yazmak hem daha acı, hem daha güzel değil de ne?

Cesaret mi? Ya da konuşamamanın korkusu mu? Yazdığının altına imza atmak en zoru he? Cesaret nereye kadar doğrudur ki? Yalan söyleyen bir tek pinokyo mu var şu dünyada..

Cesaret bir şeyleri korkmadan yapmak değildir bence.. cesaret tüm yalanlarını itiraf etmektir.. o küçük beyaz yalanlar bile an gelir başa dert olur.. bunu bilmeyen yoktur da.. işte işin kötüsü bunu söylemek dünyanın en zor işi..

Bazen durup her şey yalan sen neden bahsediyorsun ki diye sorasım gelir kendime. Yalan olmayan şey var mıdır ki? Yeri gelir arkadaşlık yalan olur, an olur aşkındır esas yalan olan.. belki kardeşliğin, belki anneliğin yalandır.. dünya yalandır gibi bir klişe de olsa doğrudur be tüm olanlara inat!

Zaman geçer.. uyursun uyanırsın bi daha uyursun.. arada sırada rüya görürsün mesela.. sonra tekrar uyanırsın.. zaman geçmiştir.. açarsın o çekmeceyi çıkarırsın o hafifçe buruşmuş kağıdı.. bir daha okursun, sonra bir daha.. birden kağıdın üzerinde sakince duran mürekkep dağılmaya başlar.. bir iki derken.. kelimeler karışmaya başlar.. elinle müdahale edersin gözünden akan o sıvıya, kağıdı okunabilir kılmak için.. sonra mı.. çekmeceye tekrardan yollarsın hafiften nemlenmiş mektup bozmasını..

Emilie’nin başına gelen gibi.. belki de bir mucize olur? Biri o küçük güzel yalanı tüm olanları düzeltmek için tekrardan çıkarır gizli köşesinden.. orada bir yerde pinokyonun burnu yeniden uzar..

dipnot*: Audrey Tautou’nun bir filmde yer alması = en sevdiğimden bir Fransız filmiyle karşı karşıya kalmam..

dipnot**: Fransızca şarkılar^^

dipnot***: Sinem'e çok teşekkürler yine yeniden.. beautiful lies en güzel yılbaşı hediyesi olmalı^^ üstelik diğerlerini saymıyorum bile..

E.

2.1.13

Ne desem.. yine W. Allen^^


Sadece senin için.. everyone says I love you

Yılın ilk gününe Allen’ın hayal dünyasıyla merhaba demek en güzeliymiş.. keşke dünya onun dünyası kadar güzel olsa..


                                                                                                          'Everyone Says I Love You'

Paris’te edebiyatla ilgili ne görürlerse görsünler çabucak Tanrısallaştırıyorlar.. diyor Woody Allen. Ben bakıyorum da bi etrafımdaki insanlara.. o kadar çok şeyi Tanrısallaştırıyorlar ki aklım hayalim duruyor. Hayatlarına hayatlarını bağladıkları, olmazsa olamayacaklarını, asla yanılmayacaklarını, asla yalan söylemeyeceklerini, asla yok olmayacaklarını düşündükleri o kadar çok insan var ki.. bunlara -tanrısallaştırdıklarımız- diyemez miyiz? Bence bu kelime buraya cuk oturdu.. 

Bütün hayatı boyunca onun için bekleyeceklerini söyleyenler, onun için öleceklerini söyleyenler, olmazsa olmazları hayatının merkezine koyanlar.. o kadar çoklar ki..şaka gibi... siz onların etrafında değil onlar sizin etrafınızda olsun, bi kendinize gelin Tanrı aşkına! -bu uyarı zaman zaman bana da gelir bu arada çaktırmayın.. kızım sana söylüyorum gelinim sen anla^^)

Kendinizi mutlu edin sadece.. onla bunla şunla değil.. kendinizle.. çok geç olmadan..

Bunun için ne gerekiyorsa.. mesela.. “aşka adios de! Ve bir daha çağırma” belki başlangıç için iyi olur..

O değil de sonbahar bu sene çok güzeldi.. ama ilkbaharı geçebildi mi, hangisini daha çok sevdim.. işte o tartışılır..

 “Nasıl olduğunu düşünmek neden beni etkiliyor?
Bana ihtiyacın yok..
Sana sahip olmalıyım, ya da hiç kimseye
Kimse beni senin gibi güldüremiyor”

dipnot*: W. Allen filmlerinin hepsini izledim gibi gibi.. ve artık diyebiliyorum ki beni güldüren insanların başında bu tatlı adam geliyor^^

dipnot**: o kadar çok ünlü var ki.. Julia Roberts, Drew Barrymore, Edward Norton, Natalie Portman.. seviyorum böyle bol isimli, bol şenlikli, aile filmlerini:) sonunda herkes mutlu.. ve tabii ki herkes seni seviyorum diyor.. belki de tüm sır bu iki kelimededir.. kim bilir..

dipnot***: yazdıklarımı bi okudum da yeni yıl dileği gibi yazı olmuş ya:)

filmin adını gördükçe aklıma gelen melodi.. Stevie Wonder'dan gelsin.. tıktık^^

E.


1.1.13

Yeni Yaş..


Yılın bu zamanları bi tatlı telaş vardır ya.. plan yapsan da yapmasan da yeni yıl ruhu dedikleri şey gerçek ola ki.. bi de buna yeni yaşa girmenin mutluluğu- ya da yaşlanmanın verdiği tedirginlik eklenince.. herhalde yılın en sevdiğim günüdür şu 31aralık 00.00..

Geçen yıl film izleyerek karşılamıştım yılı.. noelle süslenen çocukluğumdan beri, izlemesi mutlu olmama sebep filmlerden bi kolaj yapmıştım. Bu yıl farklıydı.. gerçekten bu yıla yaraşır bir karşılama yaşadım sanırım.. 2012 hayatımda dönüm noktası dediğim anların yılıydı.. son günü de öyle oldu.. güzel bi son yaşadım şimdilik^^ya da güzel bir başlangıç mı demeli..

O zaman yılın ilk günü ne izlemeli şimdi.. hazırladım kahvemi başlatıyorum filmi! Kendi kendime verdiğim doğumgünü hediyesi:)

Everyone says I love you 


Yıla Woody Allen'la başlamak işte bu!!

E.